
Başörtüsü, Boğaziçi, 2023
rüyası?...
Haberin hikayesi bir Türkiye klasiği…
Üniversite ve kızlar… Doğal olarak sonuç başörtüsüne çıkıyor. Meselenin
derununa inmek entelektüel mütebahhirenizle ilgilidir. Bu derunda, üniversite ve
demokrasi, çoğulculuk kavgası yatar.
Bu karmaşık ve bir o kadar çapraşık meselede durduğunuz yer gayet basit ve
“vâzıh”tır.
Ya gayet basit bir şekilde özgürlüğün tanımını yaparak işinize bakarsınız ya
da “üç karış bez”in bağlandığı yerden mütevellit “rejim bunalımı” hafakanları
ile hayatınızı zehir edersiniz…
Bu mevzuda “agâh” olmak akıl kârıdır, sonuç Allah muhafaza ruh hekimlerine
havale edilmek olabilir.
Başörtüsü denen “geleneksel” örtünme biçimimizin, başı türlü türlü renkli
boncuklu topluiğne marifetiyle çene altından iliştirilip ideolojik bir kisveye
dönüştürülerek “türban”a tahvil edilmesinin önüne geçmek için yeni
kombinasyonlar öneren Boğaziçi Üniversitesi Rektörümüzün önerisi gecelerini
“başörtüsü/şeriat” kâbusları ile zehreden zevat için bir can simidi olabilir mi?
Ümidim olması yönündedir. Nitekim onlar da bizim insanımız…
Hatırlarsınız, Boğaziçi Üniversitesinin sayın Rektörünün işbaşına gelir
gelmez ilk icraatı olan Başörtüsünü derslikleri bırakın kampüse bile sokmama
kararı her şekilde giyinen öğrencileri ayaklandırmıştı. O günlerde “Rektör bey,
28 Şubat döneminde bile yasağın giremediği Boğaziçi’ne yasağı sokarak tarihe
geçmek mi istiyor?” sorusunu hepiniz gibi ben de sormuştum.
O soruları sorduğumuz demlerde Rektör Bey’in ikinci icraatı gündeme
düşmüştü: “Başörtülü girerim, sonuçlarına da katlanırım” taahhütnamesi…
Tabii ki bu yeni bir şey değil. Başörtüsü meselesinin hangi tarafında
olursanız olun sonuçlarına katlanıyorsunuz. Bu sonuç ise “dönemsel” olarak
değişebiliyor. Fakir de, MHP’nin ön ayak olması ile çıkartılan “başörtüsü
serbestliği”ne yorulan yasal düzenlemelerin akabinde ortaya çıkan “Başörtüsüne
özgürlük” platformunun imzaya açtığı “özgürlük bildirisi”ne imza atmıştı. Kısaca
şunu diyordu “o” bildiri: Üniversitelerde düşünce ve yaşam biçimlerinin özgür
olması gerekiyordu, başörtülü veya başörtüsüz herkesin özgürce eğitimini
yapabilmeliydi.
Sonuç klasik Türkiye resminden farklı olmadı tabii ki…
Yaklaşık 3500 öğretim elemanının isimleri bazı internet sitelerinde
“Üniversitelerdeki yobazların listesi” diye yayınlandı. Bildiriye imza atanların
kimilerine “imzanı çek” baskısında bulunuldu. Bazı öğretim elemanlarının
sözleşmelerinin fesihlerinde “de facto” gerekçeyi teşkil etti.
Boğaziçi’li gençler de kalkıştıkları işin sonuçlarına katlanmakta inatçı
çıktılar ve bu “taahhütnameye” imza atmayı reddettiler. Sonuçta ne olduğunu
hepimiz gördük. Başörtülü ve başı açık kızlar kol kola eylem yaptılar.
Ve biraz farklı da olsa kazandılar…
Rektör Bey, ilim adamı "feraseti" ile olsa gerek meseleye yaratıcı bir çözüm
getirdi. İlk günlerde kafayı örtecek her “nevi” aksesuara “tahdit” getiren
Rektör Bey, Türkiye’nin on yıl öncesinden biraz daha ileride durduğunu anlamış
olacak ki başörtüsü ve “çağdaş” örtünme aletlerinin kombinasyonları ile kampus
ve derslere girilebileceğini “ir’ad” buyurdu…
Şöyle ki…
Saf başörtüsü ile derse girmek yasak. Lakin başörtüsü+kapüşon, başörtüsü+fötr
şapka serbest. Bir de “farklı bağlama” yöntemiyle başörtülü derslere girmek
serbest olacakmış. Rektörlük bu bağlama şekilleri ile ilgili bir yönerge veya en
azından bir el kitapçığı bastırırsa bu konudaki istifhamlar giderilmiş ve
uygulamada ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilmiş olacaktır…
Sevgili okur, bu yazının ciddi mi “geyik mi” olduğu hususundaki sorularınızda
haklısınız. Çünkü sayın Rektörün Boğaziçi/Başörtüsü ilişkisine getirdiği gerek
önceki, gerekse de sonraki yorum ve açıklamalarının ve çıkarsamalarının ciddi
olup olmadığı hususunda ben de şüpheye düştüm. Değişik kaynakları araştırdım,
yaklaşık iki gün düşündüm; acı ama, doğruymuş…
Üzgünüm, burası Türkiye. Ve 2023’te Dünya devi olmamıza 15 yıl kalmışken bu
uygulamanın mimarının yaptığı "Öğrencinin ne başına, ne piercing'ine
karışırım. Ama bu hoca Kadri. Rektör olarak ise sorumluluklarım var. Öte yandan
burası Boğaziçi. Ben size yasaları anlatarak, bunun sorumluluğunu taşımanızı
istedim. Bu kağıdın (Başörtüsü takarsam sonuçlarına katlanacağım
taahhütnamesi) anlamı da bu." açıklamayı okuyunca siz de benim gibi “15
yıl bize yetmeyecek gibi” düşüncesine gark oluyor musunuz?...
