Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yrd.Doç.Dr.İsmail ŞAHİN
isahin61@gmail.com
Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan...
01 Ağustos 2011 Pazartesi Saat 12:53

Osmanlıda şenlik ile Ramazan eş anlamlıdır desek abartmış olmayız; bu şenliğin en büyüğü de iftar olsa gerek...

Ramazan'ın anlamı, gündüz aç kalıp akşam yemek, sonra elinde çay bardağı ile TV başında uyuklama olan günümüzde Ramazan şehrayinlerinden bahsetmek, üçüncü sınıf dizileri seyredip eğlendiğini zanneden zamane "biz" insanlarına sanki "garez" yapmış gibi olacak amma...

İstemez miydiniz?

"Yev-müşşek" yani "Şüpheli günler"de Beyazıd, Fatih, Süleymaniye, Çarşamba, Cerrahpaşa, Edirnekapı camii minarelerinde Ramazan müjdecisini beklemek. Ve nihayet, ayı gören ilk kişi olmanın "caka"sıyla Kadıefendinin huzuruna dikilmek...

Sonra...

Hurma, pastırma, reçeller, bal, zeytin ve peynir gibi türlü yiyeceklerden müteşekkil iftariyeliklerle iftara merhaba demek ...

Yemekten çok yedirmeyi seven "Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin" sözü uyarınca kapısını açan bir konakta karla soğutulmuş narsuyu, demirhindi, menekşe, kızılcık veya demirhindi suyu ile iftar kapısını biraz daha aralamak; en kıyağı da Kâbeden gelmiş zemzem ile...

Ardından Hünkarbeğendi'den kağıt kebabına, balkabağı dolmasından patlıcan dolmasına, etsiz pilavdan türlü tavuk kebabına, karidesten salmaya yetmiş çeşit yemekle iftara devam etmek...

Baklava, kazandibi, kabak tatlısı, keşkül ve Ramazan'ın baş tacı güllaç ile hafiften şişiveren mideyi envai çeşit şerbet veya şurup, boza veya sahlep ile rahatlatmak...

Ve bu keyfe nargile, çubuk veya kahve ile devam etmek...

Ama tüm bunları yaparken "Az yiyen melek olur / Çok yiyen helak olur" sözünü unutmamak...

Yemekten sonra hava almak için çıktığınız sokakta "meşaleler, fenerler, kestane fişekleri; mavi, yeşil, kırmızı yanan, yıldız yıldız dökülen -o, çocukların ellerinde döndüre döndüre salladıkları telden yapılmış, bir kısmı da güneş parlaklığında- magnezyumlu maytaplar, káğıttan bayrak, marş, mızıka, süslü araba, dizginine çevreler bağlanmış, at, fayton, izci, bahriyeli, Mehmetçik; donanmış daire"* seyretmek...

Teravih çıkışı Atina balından yapılmış şerbetle hararet bastırmak...

Ve eğer İstanbul'da iseniz, Direklerarasına sükun etmek. Türlü hokkabaz, cambaz ve hünerbaz temaşa ederek Ramazan neşvesini yaşamak...

Sahura telefon alarmı ile değil de sıtma görmemiş sesiyle "Kalmadı sırtımda mintan" manisi ile davul gümbürdeten mahalle davulcusuyla uyanmak...

Güzel olurdu değil mi...

Ömrü "hot dog" (sıcak köpek, nasıl bir isimse?) sırasında geçen zamane şehirlisinin Ramazanı ile dedelerimizin Ramazanı arasındaki farkı anlamak için yukarıdaki tabloya bakıversek...

Canım Türk çorbaları yerine evropa çorbaları taam eden, kızılcık şerbeti yerine Coca Cola içen, Türk kahvesi varken Nescafe ile gırtlağını kirleten...

Diş kirası ile dalga geçen, sahur davulcusunu uykusunu böldüğü için "Polis imdat"a şikayet eden.

Mahalle camiinde mahyası bile olmayan...

İftardan sonra şöyle çubuk tüttürerek "sohbet" etmek varken; üçüncü sınıf kahvelerde "okey" talim eden...

Zamane "kentli"sinin yukarıdaki tabloyu özlemeyi bırakın anlaması bile mümkün değil...

Siz hamburgerci önünde dikilmeye devam edin, haydi hayırlı iftarlar...

Yılmaz'ı da kaybettik...

Bu yıl ne kadar çok dost, arkadaş ve yakını toprağa verdik…

Geçtiğimiz Ramazan öncesi Babam'la başlamıştık. Ondan sonra dur durak vermedi ölümler...

Ölüm hak, ama genç ölümler insanı bir başka üzüyor.

Telefon zamansız çalınca, içimizi bir ürperti alıyor. "Bu kez kim?" sorusu ile açıyoruz telefonları...

Bu kez telefondaki ses “Yılmaz” dedi…

Yılmazla "guırbet" yıllarından tanışırdık. Ağabeyinin yanında kalır, inşaatlarda çalışırdı.

Her Karadenizli'nin kaderi onu da yakalamıştı; gurbetçilik...

İlk gençlik yıllarımızda aynı kasabada, aynı sofrada, masada bulunduk.

Yaşıttık...

Köyüne döndükten sonra da irtibatımız bir şekilde devam etti.

Kah köy yolunda, kah Çaykara pazarında hasret giderirdik...

En son Anneannemin cenazesinde görüşmüştük, yanlış hatırlamıyorsam...

Ölüm karşısında metin olmak lazım...

Ölüme isyan edici değiliz...

Ama ölüm sebebine isyan etmemek elde değil...

Beni isyan ettiren, memleketimin yolsuzluğunun, kötü yollarının kurbanı olması bu gencecik insanların...

Ne yapalım mukadderat...

Başta Feryuz Ağabey olmaz üzere tüm aile bireylerine Başsağlığı dileklerimi iletiyor, sabırlar diliyorum...

Mekanın Cennet olsun kardeşim...

 

Bu makale toplam 1850 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2017 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR