Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yrd.Doç.Dr.İsmail ŞAHİN
isahin61@gmail.com
Necip Fazıl, Menderes Ve 27 Mayıs Üzerine
12 Haziran 2008 Perşembe Saat 14:45








Necip Fazıl, Menderes ve 27
Mayıs Üzerine



Dr.İsmail
ŞAHİN



 



27 Mayıs'ta yapılan şeyin ne olduğunu hepimiz
biliyor, yazıyoruz. Peki 27 Mayıstan önce aslında neler olmuştu?



Demokrat cephe için her şey "mükemmel", temiz ve
tam demokratik bir dönemdi. Menderes "demokrasi" havarisi, nazik ve nahif bir
adamdı; Nasıl kıyılır böyle adama?...


 



CHP cephesi için ise bu tam tersi bir dönemdi;
Muhalefetin sindirildiği, öğrencilerin "kıyma makinelerinde" kıyıldığı, nazenin
"demokrasimizin" dikta rejimine doğru gittiği bir dönem.


 



DP sağcı mıydı?...


 



1950-60 arasındaki döneme ait "hikayelerin"
merkezinde CHP'nin temsil ettiği sol ve ülkeyi demokrasiyle kavuşturduğu
söylenen, Amerikan liberalizminin temellerini atmaya çalışan  "Demokrat" parti
vardır.


 



Bir tarafta daha elitist, devletin ve
Cumhuriyetin "sahibi", bürokrasinin hakimi CHP, diğer tarafta daha "yerli",
demokrasinin tabiatı itibariyle siyasete köylü alt sınıfı dahil etmiş,
muhafazakar yığınların desteklediği Demokrat parti...


 



Demokrat partinin hikayesini benim açımdan "ironik"
yapan CHP'nin iki parmak solunda siyasete başlayıp "irtica"nın merkezi olarak
siyasi hayattan çekilmesidir. Demokrat Parti'nin siyasi "sapması" "taban
zorlaması" olarak değerlendirilebilir. DP, orta ve alt sınıfın mecburi
"sığınağı" olmasının kurbanı olmuştur diyebiliriz. Belki de kendisine sığınan
yığınların politik ihtiyaçlarını karşılamak adına siyasi yelpazedeki yerini
"revize" etmiştir. "Belki de" diyorum çünkü bunun menfi veya müspet "ispatı"
yok. Elimizdeki tek karine Celal Bayar'ın "iki parmak sol" tarifidir.


 



Necip Fazıl'ın "beklenen kahraman"ı ...


 



DP, tabii ki bir umuttu. CHP'nin Atatürk'ün
vefatından sonra icat ettiği ve adına "Kemalizm" dediği, ceberrut ve baskıcı,
"cumhur"u kayıt dışına iten yönetim tarzı geniş halk yığınlarını isyan noktasına
getirmişti.  İsmet Paşa döneminin "şifre" kelimelerinin birisi "baskı" ise
diğeri de fukaralıktır. İsmet Paşa Türkiye'sinde her köyün bir "vergi" hikayesi
vardır. "Geldi İsmet, gitti kısmet" gibi atasözlerinin halkın diline pelesenk
olduğu bir dönemden kaçışın tek yolu doğal olarak DP oldu.


 



40'lı yılların ortasından itibaren tek parti
diktasına karşı sert bir mücadele içine giren Necip Fazıl ile Demokrat Parti'nin
yollarının kesişmesi de bu kaçışın sonucudur. Tıpkı millet gibi, "sağ" aydın
için de DP ve Menderes "özgürlük" umudunun ete kemiğe bürünmüş haliydi.



DP öylesine büyük bir umuttu ki, Necip Fazıl bir yazısında "Yoksa
beklediğimiz kahraman bizzat Adnan Menderes midir?" diye sormadan
kendini alamamıştır.



 



Kendisi dışındakileri "övmesi" nadirattan olan
Üstad'ın Menderes'ten beklentisi büyüktür: "Siz, her parti alâkası
dışında, Adnan Menderes olarak, bu vatanın şiddetle muhtaç olduğu ve en hassas
dakikada başında bulduğu ender zekâ ve ruhlardan biriydiniz!"



Necip Fazıl ve DP'ye oy veren yığınların DP'den
beklentisi belliydi. Daha demokrat, dine saygılı, milli duyarlılığa sahip ve
kendisini refaha ulaştıracak bir yönetim. Kaldı ki, DP "yeter söz milletin!"
ve "her mahallede bir milyoner yaratmak" sloganlarıyla, CHP "dikta"sından
yılmış halka yeterince "ümit" veriyordu...


 



 Ezanın tekrar Arapça okunmaya başlanması, dini
eğitimin serbest hale gelmesi gibi düzenlemeler Menderes'in "beklenen kahraman"
olmasına yetmişti. Sonra, sanayi hamleleri, yollar, sokaklarda görülmeye
başlanan Amerikan arabaları, Marshall yardımları...



Her şey 1952'de başladı...


 



Menderes'le ilgili ilk "ümidin" ve "hayal
kırıklığının", onu "beklenen kahraman" zanneden kesimden gelmesi
bir tenakuz mu?



1952'de Menderes'in "beklenen kahraman"
olabileceğini haykıran Necip Fazıl'ın Malatya hadiseleri sonunda ceza evine
atılması ilk şoktur. Sadece o mu? Yüzlerce Milliyetçi ve Muhafazakar
görüşleriyle tanınan aydın. Suçlama, Ahmet Emin Yalman'a kurşun sıkan bir gencin
evinde çıkan dergi ve gazetelerde bu aydınların isimlerinin ve yazılarının
bulunmasıdır.


 



Bu olay, Menderes'ten "ümitvar" olan N. Fazıl'ın
ümitlerini ne kadar kırmıştır bilinmez ama, N. Fazıl'la aynı çizgide olan
Serdengeçti olarak şöhret olmuş Osman Yüksel dönemin pek de "göze çarpmayan"
özelliğini kelepçeli bileklerini gazetecilere uzatarak haykırır: "bu
kelepçeler Menderes'in demokrasi fabrikasında imal edildi!"


 



İlk "şok" 1952'de gelmiştir, artçı sarsıntılar
devam edecektir. Menderes, CHP tarafından her sıkıştırılışında çareyi milliyetçi
ve muhafazakar görüşleriyle tanınan aydın ve çevreleri sıkıştırmada ve çoğu kez
cezaevlerine atmakta bulur. Aydınlar cezaevlerine atılırken, İslamcı ve
Milliyetçi matbuata sıkı denetim gelir, Milliyetçiler Derneği gibi "sakıncalı"
derneklerin kapısına kilit vurulur. Ticani hareketi bahane edilerek İslami
cemaatler ve bu cemaatlerin “kanaat önderleri” sıkı polisiye tedbirlerle kontrol
altında tutulmak istenir.


 



Bu görüşe itiraz edenler olacaktır, bu
arkadaşlara tavsiyem Menderes dönemini, bazı "sağ" aydınların hayat hikayeleri
ile mukayeseli olarak bir kez daha okumalarıdır. Orada, DP ve bu çevrelerin
kesiştikleri en önemli unsurun "davalar" olduğu görülecektir.


 



Ezan'ı Arapçalaştıran ve dini eğitimi serbest bırakan DP iktidarının "şeriatla"
mücadelesi Necip Fazıl ve Osman Yüksel gibi "milli" duruşlarıyla tanınan isimler
üzerinden kesintisiz devam etmiştir. Aynı "mücadele" çerçevesinde Necip Fazıl
1957'de tekrar hapse atılır. Osman Yüksel'in cezaevi  kapılarında attığı
"açılın Osman geliyor!" nidası ise artık "atasözü" gibi olmuştur.


 



1959'a gelindiğinde Necip Fazıl ve Büyük Doğu
dergisi aleyhine açılan davalardan istenen hapis cezaları  yüzlerce yıldır. Bu
durum sadece Necip Fazıl ve Osman Yüksel için geçerli değildir. DP'den kopan
Osman Bölükbaşı ve Millet Partisi mensupları da muzdariptir "Menderes
demokrasisi"nden...


 



Aynı "demokratik" yaklaşım, memleketin en büyük
“mürtecisi” Bediüzzaman Said Nursi'nin Urfa'da bulunmasını "rejime tehdit"
olarak algılamış, seksen yaşına merdiven dayamış Nursi'yi hasta yatağında çöp
arabasıyla Urfa dışına derdest etmiştir.


 



Menderes demokrasisinin 1960'da geldiği noktayı
Necip Fazıl'ın darbe haberini aldığı andaki tepkisi çok güzel gözler önüne
sermektedir: "İlk ağızda bu işi Adnan Menderes'in bir tertibi ve "Hükümet
içinde hükümet" numarası sandım."


 



Necip Fazıl'ı bu düşünceye sevk eden saik
neydi?...


 



DP'nin özellikle 1954'den sonra CHP'den
kopyaladığı bir yönetim tarzını benimsemesi olmasın?  Bu tarz, çoğunluk gücüyle
yasal değişiklikler yaparak muhalefeti susturmak, güçlü iktidarla "dikta"yı
karıştırmak olarak tanımlanabilir. Aslında bunun tek tarifi "güç sarhoşluğu"dur.
Ki bu, siyasetin en önemli hastalığı olarak günümüzde de devam etmektedir.


 



Aslında DP yönetiminden en fazla eziyeti,
kendisini milli değerler etrafında tanımlayan aydınlar ve siyasi hareketler
çekmiştir. CHP'nin çektiği çok bir şey olmamıştır. Zaten DP, CHP'nin "harimi
ismeti"ne el uzattığı anda devrilmiştir. DP, demokrasiyi kurtarması için İsmet
Paşa'dan "medet" umduğu anda zaten bitmişti...


 



Önce CHP olabilmek


 



Eğer Menderes CHP'ye yönelik hareketlerinde
biraz ölçülü olsaydı 27 Mayıs olmazdı iddiasındayım. Sadece 27 Mayıs değil, tüm
darbelerde önemli bir unsurdur "CHP ile iyi geçinmek". Çünkü Türk siyasal
sisteminde partiler, bir yazarın ifadesiyle "önce CHP" sonra bu CHP sınırları
çerçevesinde "parti" olabildikleri ölçüde yaşarlar...


 



O kadar darbe ve ara dönemin CHP iktidarlarına
rastlamamış olması ilahi bir tesadüf mü? Bu demek değil ki CHP'ye darbe
yapılsın. Hiç kimseye yapılmasın. Hiçbir siyasetçi, İsmet Paşa'nın damadı Metin
Toker'in ifade ettiği "Kesik bir parmak gibi ipin ucunda sallandırılmayı?"
hak etmemeli.


 



Sonuç


 



Şüphesiz ki DP yönetimi, muhafazakar kesime
yaptıkları için devrilmemiştir. DP'nin kendisini iktidar yapan Anadolu'ya
sırtını dönmesi CHP'yi % 41'lere kadar taşımıştır. Bu icraatlar DP'nin taban
kaybetmesine neden olmuştur ancak.


 



DP'yi ve 27 Mayıs sürecini inceleyenler her nedense CHP'nin yükselişini ve
DP'nin "icraatlarını" göz ardı etmektedir. Yani, herkes trajik sonuca
bakmaktadır; süreçleilgilenen hemen hemen yoktur.


 



Burada sağ ve sol dünya görüşünün "zıtlık"tan
doğan benzerliği göze çarpmaktadır. Sağcılar, DP döneminin icraatlarını
görmezden gelerek sadece sonuca kilitlenmektedir. Solcular ise, sürece
kenetlenmekte, sonucu görmezden gelmektedir. Halbuki "objektif" bakış, her
ikisine de yukarıdan bakmamızı gerektirir. DP'nin yaptıkları ve başına gelenleri
tam bir tarafsızlıkla yorumlayacak bir okumaya ihtiyaç vardır. Menderes ve
arkadaşlarının başlarına gelenler elbette kınanmalı, eleştirilmeli ve fakat DP
döneminin anti demokratik uygulamaları da görülmelidir.


 



Bu eleştirinin bizi darbecilerle aynı cenaha düşüreceği ve DP'nin yaptıklarının
göz ardı edileceği zannediliyorsa, bu konuda endişeye mahal yoktur. Bu millet
hiçbir zaman darbecilerle aynı cenaha düşmez, çünkü bilir ki orada "Cunta
zihniyeti" vardır. Ve sonuçta her zamanki gibi "mağdur" milletin bağrında yer
bulur, dinine "zerre" kadar katkısı olanı unutmaz...


Bu makale toplam 1323 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2026 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR