
Bütün Mesele Danton Olabilmekte…
Dr.İsmail
ŞAHİN
Bütün Mesele Danton Olabilmekte…
Sıkıntımız bu bence: Bir yerde başlayıp orada
bitirmek...
Israrcı bir
millet değiliz, inatçıyız. Bu inadımız bir adım bile ilerlemememize yol açıyor.
Yirmi yıldır türbanı, yüzelli yıldır demokrasiyi tartışıyoruz.
Eğitim, III.
Selim'den beri problem...
İlericilik
tartışmaları ta 18. yy'dan kalma...
Darbe
tartışmaları Türk tarihi ile yaşıt..
Bir zamanlar
"konuşan Türkiye" diye önüne gelenin konuştuğu, kavga ettiği programlar
yapılırdı. Zaten konuşmaktan başka bir şeyin yapılmadığı bu topraklarda,
insanları "meşgul" etmenin şifresini çözmüşlerdi. Televizyon ekranından
konuşmak, gazete köşelerinden yazmak, fakat hiçbir şey yapmamak...
Birbirimizi
dinlemeden, birbirimizin hukukuna riayet etmeden yaşamayı itiyad edinmişiz.
Anlamıyoruz birbirimizi, anlamaya gerek duymuyoruz.
O yüzden hiç
kimse "karşısındaki" için mücadele etme gereğini duymuyor.
70 Milyonun
içinde herkes "sorunu" ile yalnız ve baş başa...
Türbanlı
türban için, başı açık başı açıklar için, sağcı sağcı için, solcu da solcu için
mücadele ediyor; gayrısının önemi yok, Anadolu'da sık kullanılan tabirle
"ırgalamıyoruz" birbirimizi...
Halbuki
tarihimizde kendisini karşısındakinin yerine koymak olan, modern zamanlarda
"sinerji" olarak keşfettiğimiz alışkanlığı içselleştirebilsek, kimbilir, belki
bu problemler bu kadar büyümeyecek...
"Hak"kın "saf
hak" olarak savunulduğu bir toplumda, kimliğin veya hakkın kimi ilgilendirdiği
değil özünün ne olduğu önemli olmalı.
Özgürlük veya
hukuk gibi "saf" kavramlardan bahsediyorum. Türbanla okumak veya içki içmekten
değil...
Birbirimizin
hakkına müdahale etmeden yaşayabileceğimiz bir ülkeden bahsetmek lazım.
Danton,
Fransız devrimine Jakobenlerin yanında başladı. Jakobenler mutlakiyetçi
demokrasiyi savunuyorlardı, ironik mi bilmem ama kendilerini "solcu" olarak
tanımlıyorlardı.
Jakobenler
tepeden inmeciydi, "inancım eylemin meşruiyet kaynağıdır", "cahil halk doğruyu
ve çıkarlarını bilemez" diyerek halkın gerekirse "zorla" aydınlatılması
gerektiğine inanıyorlardı. Gerekirse bu konuda güç kullanılması gerektiğine iman
etmişlerdi.
Bu
inançlarını yerine getirmekte de oldukça mahirdiler.
Danton'da
onlardan biriydi. Kral'ı giyotine gönderen mahkemenin kurucularındandı ve
devrimin şüphesiz en büyük kahramanlarındandı.
Danton bir
süre sonra Jakobenlerin önüne geleni giyotine gönderme "alışkanlığı"ndan
rahatsız oldu. Tek başına "eski" dostlarına itiraz etti ve onlara engel olmaya
çalıştı.
Olamayınca da
gönüllü sürgüne çıktı.
Ancak bir
süre sonra dostlarının yarattığı şiddet ortamından rahatsız olur ve Paris'e
tekrar döndü. Dostlarını durdurmayı denedi.
İhtilalcilerin şiddete ve baskıya son vermesini sağlamaya çalıştı, bunun için
yürekli çıkışlar yaptı lakin Danton kendi kurduğu mahkemede idama mahkum oldu.
Danton yanlış
çıktığı yolculuğu "doğru" olarak bitirenlerdendi.
Bizim toplum
olarak ihtiyacımız, yolculuğu doğru bitirebilecek insanlardır. Bu yolculuğa
doğru yerde de başlamış olabiliriz lakin yanlışa karşı doğruyu savunma
erdeminden yoksunsak bugünkü sorunları yaşarız.
Kendimize
soralım.
Tartıştığımız
meseleleri mağdurların dile getirdiği kadar, mağdur olmayan tarafların da dile
getirdiği bir Türkiye'de problemler bu noktaya gelebilir mi?
Mesela bir
CHP'linin başörtülüyü anlamaya çalıştığı, bir cami imamının içki içen birinin
sorunlarıyla ilgilendiği, Alevilerin problemlerini dile getiren Sünnilerin
olduğu bir ülkede sorunlar bu kadar rahatsız edici boyuta ulaşabilir mi?
Yazının
başlığında söylediğim gibi mesele Danton olabilmekte...
İnsan hata
yapabilir, kavga edip birilerine düşman da olabilir.
İş hatayı
telafi etmek için cehd etmek, kendisi gibi yaşamayanın hakkını savunabilmektir.
İşte o zaman
bir ve yaşanabilir bir ülke oluruz ve Robespierre'lerden kurtuluruz...
