Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yrd.Doç.Dr.İsmail ŞAHİN
isahin61@gmail.com
Patrikhane’nin Ekümenikliğe Dönüşmesini Kim Engelleyecek?...
04 Mart 2008 Salı Saat 09:24










Dr.İsmail
ŞAHİN



 



 



Patrikhane’nin
Ekümenikliğe dönüşmesini kim engelleyecek?...



 


  



Vakıflar yasası başörtüsü tartışmalarının
gölgesinde, kamuoyunda yeterince tartışılmadan kabul edildi. Kamuoyunun
tartışması şu açıdan önemliydi; siyasi iradenin “göremediği” bazı noktalar,
gözünü kapadığı çevrelerin uyarıları kamuoyu baskısı ile gündeme gelebilirdi.



 



Fakat Türkiye’nin daha önemli bir işi vardı:
başörtüsü. Şüphesiz eğitim hakkının “giyinme” gerekçesi ile sınırlandırılması
büyük bir mağduriyettir. Fakat bizim gibi meselelerini sağduyu içinde
tartışmasının beceremeyen bir ülkede bu konular minareye kılıf olabiliyor.



 



Tüm bu hengame arasında Vakıflar yasa tasarısı
üniversitelerdeki başörtüsü özgürlüğü probleminin fevkinde bir önem arz ettiğini
söyleyenler kınandı, halbuki haklıydılar. “Başörtüsü bahane vakıflar arada
götürülüyor” diyen bu insanlar haklı çıkmışa benziyor.



 



Vakıflar yasası 10. Cumhurbaşkanı tarafından veto
edilmişti. Sezer’in veto gerekçeleri yeni düzenlemelerden sonra ortadan kalkmış
mıdır? Sezer’in en önemli itirazı “vakıf mallarının iadesinde tarihi olarak açık
uçluluk” idi. Hükümet yasaya koyduğu “1936” sınırlaması ile bunu aştığını iddia
ediyor.



 



Halbuki Fener Patrik’i Barthelemeo yasayı
yapanlarla aynı fikirde değil. Müstakbel “Ekümen” yaptığı bir açıklamada “1936
yılındaki beyannamelerin hiçbir önemi yok” demişti. 1936 beyannemelerinin
kıymet-i harbiyesi olsa bile, bu belgelerin çoğunun sahte olduğunu iddia edenler
var. Bu iddia sahipleri, özellikle Fener Rum Patrikhanesi’nin sahte tapularla
“mal kazanma” çabası içerisinde olduğunu söylüyorlar.



 



Patrikhane’nin bu işte en büyük ortağı ise AIHM.
AIHM, 1997 yılında Patrikhane’nin Lozan anlaşması hükümelerine göre “mazbut”
(yöneticisiz ve işlevsiz) bir binaya el koyan Türkiye’yi, Patrikhane’nin sahte
evraklarına dayanarak mahkum etmesi AIHM’nin “1936” sınırlaması ile ilgili
vereceği kararların ne derece sağlıklı olacağını gözler önüne seriyor.



 



 



Yeni düzenleme ile vakıflar izinsiz mal
edinebilecek. Mevcut yasal sınırlamalarla dahi yabancı vakıfları “dış baskı”
sebebiyle denetleyemeyen Türkiye’nin, vakıfların “önceden izin almadan” mal
edinmesini nasıl kontrol edecek merak ediyorum. Ayrıca bu yasa ile vakıfların
bağış toplamaları da kolaylaştırılıyor. Bu düzenlemeyle zaten büyük bir ekonomik
güce sahip olan azınlık vakıfları büyük bir ekonomik güce ulaşacak. Bu tür
azınlık ve yabancı vakıfların bu ekonomik güç ve yasal serbesiyetle neler
yapabileceklerini görebilmemiz  için Kafkaslar ve Orta Asya Cumhuriyetlerine
bakmamız yeterli.



  



ATO’nun raporuna göre Türkiye’de 161 azınlık
vakfı var. Türkiye’de 150 bin civarında azınlık olduğu göz önüne alınırsa 931
kişiye bir vakıf düşüyor. Bu vakıfların 78’i Rum vakfı ve Türkiye’deki Rum
sayısı 1800. Bu durumda her bir Rum vakfına 23 Rum düşüyor. Bu sayı Osmanlı
zamanında, 8 milyon azınlık ve 19 vakıf şeklindeydi. Bugün vakıfların,
üyelerinin haklarını korumaktan farklı “misyon”ları olduğunu söylemek iddialı
bir yorum değildir.



 



Bunun için tarihe bakmak, mütareke dönemi ve
öncesi azınlık vakıf ve okullarının faaliyetlerini incelemek yeterli…



 



Bu işin “tezgahtarlığını” yapanların savunması
ise ilginç. Bu çevreler azınlık vakıflarının “azınlık” olarak düşünülmemesi
gerektiğini, bu insanların Türk vatandaşı olduklarını dolayısıyla bu vakıfların
“bizden” telakki edilmesi gerektiğini iddia ediyorlar.



 



Madem bu vakıflar “bizim”, yasal düzenleme ile
getirilen “azınlık vakıflarına yabancıların üye ve hatta yönetici” olma imkanı
sağlanmasını nasıl yorumlamalıyız?



 



Yabancıların üyeliğini ve yöneticiliğini kabul
eden “Türk – azınlık” vakfı… Bazılarının kulağına hoş gelebilir. Bu vakıfları
“bizden” sayan aynı çevre geçtiğimiz günlerde Yunan Başbakanı’na “Fener’in
Patriklik meselesi bizim meselemiz değil” demişti.



 



Azınlık vakıflarına yabancı üye kabulüne onay
verdikten sonra bu üyeler arasından çıkacak yabancı yöneticiye nasıl itiraz
edilecek? Mesela Amerikalı bir yöneticiye. Fener Patrikhanesi’ni “tüzel kişilik”
haline getirecek bir vakfın başına Amerikalı bir “Patrik” geçerse, Fener
Patrikhanesi’nin Ekümenikliğe, dönüşmesini kim engelleyebilecek?...



 



“Ekümenikliği” lafzen de olsa kabul eden “ve
bizim problemimiz değil” diyenler mi?...



 


 


 


 



Bu makale toplam 696 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2026 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR