Yazı Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yrd.Doç.Dr.İsmail ŞAHİN
isahin61@gmail.com
İşporta Filozofları, Başörtüsü Ve Jüristokrasi...
12 Şubat 2008 Salı Saat 09:39










Dr.İsmail
ŞAHİN



 



 




İşporta Filozofları, Başörtüsü ve Jüristokrasi...



 


 



 



 



Başörtüsü tartışmalarını
ilgi ile takip ediyorum. İlginç bir süreç; Türk entelijansyası diye bir şeyin
var olmadığının, varsa bile var olduğu sanılan yerde olmadığının "somut"
örnekleri etrafta uçuşuyor...


 



Gün geçmiyor ki giyim ve
kuşama dair sınırlamanın ne kadar "demokratik" bir şey olduğunu savunabilen ve
bunu biricik Cumhuriyetin geleceği için yaptığını iddia eden aydınlarla
karşılaşmayalım...


 



Mesela biz öğreniyoruz ki,
demokrasi "inanç ve eğitim özgürlüğü"nü pek de öyle sınırsız vermezmiş.
Demokrasi denilen şeyin, sınır açmayan "kapatan" bir yönetim tarzı olduğunu
öğreniyoruz...


 



Bu tartışmalardan
anladığım kadarıyla, demokrasi şöyle bir şey.



Gelecekte, yarın, öbür
gün, belki, ihtimal, Türkiye'nin nicelik olarak olmasa da "nitelik" olarak
yadsın(a)mayacak kesimlerini tehdit edebilecek giysilerle maarife izin vermek
demokrasinin çerçevesinin içine sığmaz...


 



Öğreniyoruz ki, demokrasi
parmakların sayılmasından ibaret değil. Demokrasi denilen şey, "biz istemezsek,
bu ülkede hiçbir şey yapılamaz"*ı dikkate alarak, bunu diyen
muhtedinin oyunu 33 saymak gibi bir şeymiş...


 



Netekim, demokrasi denilen
"ayak takımı despotizmi"**çobanla Profesörün oyunu eşitleyen bir
düzen değil midir?


 



Bu sebepten içerü, kimi
zaman nicelik göz ardı edilebilir. Sen edemezsen, birilerinin etmesi için ortamı
müsait hale getirebilirsin; kıçın baş olduğu bir sistem olabilir mi!...



Ve dahi "Hukuk"un da böyle
bir şey olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz bu sürecin bizi sürüklediği noktada...


 



Hukukun "rölativist"
temelinin kendimize "dayandığı" zaman ne kadar tehlikeli bir "tahakküm" aracı
olduğunu da keşfediverdik, üstad-ı azâm sayesinde***. Yani, hukuk
işimizi görünce çöpe attığımız bir tuvalet kâğıdı gibi bir şeydir yeri
geldiğinde...


 



Ve demokrasinin daha üst
bir kurum olan "jürsitokrasi"****ye (Dikastokrasi de diyebilirmişiz -
Sami Selçuk) râm olması gerektiğini öğrenmemiz için bugünleri görmemiz
gerektiğini öğrendik.



Türk üniversitesinde
"baskı" denen bir şeyin var olduğunu da öğrenmiş olduk bu arada. Üç başı
örtülünün, 333 başı açığa yapacağı baskı. Yani, "hadi başörtülüler başı açıklara
baskı yaparsa" meselesi...


 



Zeki çıkarım. Peki şimdi,
şu aralar, son 18 yıldır ve daha yoğun dokuz yıldır başörtülü kızlara yapılan
şeyin adı ne? İkna odaları, telkin, disiplin soruşturması, son sınıfta okuldan
atma?



Doğru, bunlar baskı değil,
"fiili müdahale"...


 



Başörtülüler hadi başı
açık kızlara baskı yaparlarsayı her türlü "laik", "irticai" ve "tarihi"
delillerle ispat için yırtınan zevat, her nedense, başörtülü kızları okula
sokmayan zabıtayı unutuveriyor. Peki efendiler, bu memlekette zaptiye sadece
darbe mi yapar; baskı altına alınmak isteyenleri korumak, baskıcıları içeri
tıkmak gibi bir vazifesi yok mudur?...



Kafam karıştı iyice,
"nasıl, sağduyuyla not verebiliriz" ve hatta "almam dersime uleyn!", "kafamı
bozmayın kapatır giderim!" endişelerini hangi tür "müdahale"den saymalıyım?



Her şey iyiliğimiz için
mi? İyi, tamam kapat o zaman üniversiteyi; babanın dükkanı ya!



Bugün İskenderun'dan
arkadaşım aradı. Eskiyi yâd ettik:


 



- Hatırlıyor musun, 89'da
(1789 değil tabii) başörtü eylemlerinde, başörtülü kızlardan çok, başı açık
kızlar gelirdi eylemlere.


 



- Evet, 90'lı yıllarda
başörtü eylemleri için yazdığımız bildirileri başı açık bir kız arkadaşımla
yazardık hep...


 



Bu "baskı"  efsanesini
meydana atıp, "demokrasi" nasihatı edenlere "mahalle barışı"nı göstersek
"mahalle başka!" diyecekler. Kampüslerde başörtüsü "geyiği" yapan kızlı /
erkekli, başı açık / kapalı "arkadaş" gruplarını göstersek, onu da göremezler;
çünkü "steril" hale getirdikleri mahallelerinden çıkıp komşu mahalleye
geçmezler....



Bilemezler oradaki
"hukukun" ilkelerini. Çünkü bu mahallede baskı değil "arkadaşlık hukuku"
geçerli...


 



 "Üniversitemdeki 25
başörtülü kız ülkeyi İran yapar mı?" sorusuna samimi olarak "evet" cevabını
verenlerin içine bu korkuyu düşürmek için "gayret" eden çevrelerin amacı bu
korkuyu büyütmek. % 70'in karşısına, % 20'yi dikip, "işte sayınız da az, bunlar
bizi yok edecek!" psikolojisini yayarak bu korkuyu büyütüyorlar; toplumda
yarattıkları "kaos" atmosferi ile beslenen bir "cemaat" bunlar...


 



Ekranlarda boy gösteren,
yorum yaptığını zanneden "pozitivist" tipleri görünce aklıma Lenin'in ünlü
Pozitivist, mekanik materyalist düşünür (polemikçi mi desem?) Ludwig Buchner
hakkındaki tarihi tespiti geliyor: Karikatür taslağı!...


 



O kadar çok benziyorlar
ki, Buchner'e. Muhtemelen Pozitivizmin tapınağına onun kitaplarıyla girdiler...


 



Ruh yok, mana yok, felsefe
yok, estetik yok, anlayış yok, müsamaha yok, inanç yok, Tanrı yok; her şey salt
çıkarım, mekanik bir mantık, korku, sonrasızlık...



Kendi hastalıklı ruh
hallerinden, korkularından şekillendirdikleri despotizmi "demokrasi" diye
yutturmaya çalışan bu topluluk için üzülüyorum.


 



Bu huzursuz
tiplerden, kendilerine benzemeyeni dışlayan, beraber yaşamayı bile beceremeyen
bu "kafa"dan millet çok çekti.


 



Konuştukça batan, susmayı
beceremeyen bu "işporta filozofları"*****ndan millet bıktı artık.
Onlar da bunun farkında, oyunun son perdesine geldik...







*
Türkan Saylan - 5 Şubat
Tarihli gazeteler



**Voltaire



***Prof.
Dr. Celal Şengör üstadın vecizelerinden sadece biri



****
Hukukun değil, hukukçunun
egemenliği şeklinde terennüm edebiliriz.



 *****Durmuş
Hocaoğlu'nun 1998'de Buchner ve Buchner'ler hakkında Aksiyon dergisinde çıkan
bir yazısındaki nefis "niteleme"...


 


Bu makale toplam 656 defa okundu.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
ŞAİRLERİMİZ
SİTE ANKET
Köyümüzün Öncelikli en önemli sorunu sizce nedir?
Yollar
Cenaze Morgu
Çöp
Kanalizasyon
Şadırvan ve Ortak Tuvaletler
Künye . Reklam . İletişim . RSS   Copyright © 2026 Yeşilalan(Holaysa) Köyü Tanıtım Sitesi
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR