Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
TEKKE Osman



Kayıt: 26 Ağu 2006
Mesajlar: 524

MesajTarih: Çrş Ksm 19, 2008 3:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

ÇOCUKLA İLETİŞİMİN TEMEL İLKELERİ

Anne-babalar çocuklarına mesaj iletirken genelde ne tür hatalar yapıyorlar?



Anne-babaların çocuklarına mesaj iletirken dinleme ve anlatma hataları yaptığını görüyoruz. İletişimin üç temel unsurunda, yani beden dilinde, kelimelerde ve ses tonunda kendilerini kontrol etme, ortak amaçlar doğrultusunda davranma açısından zorluklar yaşıyorlar. Bir iletişimin sağlıklı olabilmesi için kelimelerin düşüncenizi en doğru şekilde ifade edecek biçimde seçilmesi, ses tonunuzun vurgulamak istediğiniz konuyu netleştirmesi, beden dilinizin de bunları destekleyerek anlatmanıza yardımcı olması gerekiyor. Beden dilinizi, kelimeleri ve ses tonunuzu özen göstermeden, rastlantısal kullanıyorsanız, amacınızdan uzak kalabiliyorsunuz ve yanlışlar ortaya çıkmaya başlıyor. Bu yanlışlar da özellikle 5-6 yaşlarına kadar olan çocuklarda daha etkili oluyor. Ondan sonra git gide çocukların tepkileri de öğrendikleri modeldeki gibi oluyor ve iletişimsizlikler yaşanmaya başlıyor. Bir iletişimde duygu ve düşüncenin karşı tarafa geçmesi, paylaşılması ve geri gelmesi gibi çok temel bir süreç vardır. Bu yaşanırsa iletişim iki kişinin varlığı ile sürer. Hatalar söz konusu olduğunda iletişim tıkanıyor. Anne babalarla çocuklar arasında duvarlar örülüyor.

Çocukların beden dilinin yetişkinlerinkinden ne gibi farklılıkları vardır? Bunu anlamak için nelere dikkat etmeli?

Çocukların beden dili sosyalleşme sürecini tamamlamamış mesajlar içerir. Beden dilini daha çok biopsikolojik tepkilerimizin oluşturduğunu görüyoruz, kızgınlık, sevinç, ağlamak, gülmek gibi. Doğuşumuzdan itibaren bedensel mesajlarla duygu ve düşüncelerimizi hareketle veya hareketsiz iletiriz. Öte yandan, masaya yumruğumuzu vurmak, ayak ayaküstüne atmak gibi, sosyal rollerle birlikte öğrenilen beden dilleri ve jestleri de var. Çocuklarla ebeveynler arasındaki fark, çocukların bu sosyal beden dilini bizden öğreniyor olmalıdır. Doğduklarında sosyal yapının ve kültürel özelliklerin kazandıracağı jest ve mimikler henüz olmadığı için çok yalındırlar. Onun için çocukların beden dili mesajlarını almamız çok kolaydır. Çocuk coşkusunu, sevincini, mutluluğunu çok hoş tarif eder. Ama mesela misafir geldiğinde yanlarına gitmek istemez. Çünkü henüz sosyalleşmemiştir. Zamanla kurallara uyar. Sosyal rol olarak artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir. Asıl kıymetli olan, sosyal rollerin öncesinde çocuklarımızla ne yaşadığımızı anlamamıza yardımcı olacak beden dilleri. Bunları iyi anlar ve doğru yönlendirirsek, aile içi verimli bir iletişim ortamının temellerini atmış oluruz.

Çocuğumuz istenmeyen bir davranış yaptığında bununla ilgili duygu ve düşüncelerimizi ona yansıtma biçimimiz zamanla çocuğun bu tür davranışlarını açığa çıkartmamak için bazı kapatma jestleri kullanmaya başlamasına yol açabiliyor. Çocukta hatalı davranışları göstermeme eğilimleri ortaya çıkmaya başlayabiliyor. Doğru iletişim kuramayınca çocuklarımızın doğru öğrenmesini de engelliyoruz. Şunu kabul etmeliyiz: Çocuklar hata yapacaklar, çünkü her insan hata yapıyor. Çocuklarımızın hatalarından pay alıp ilerleyebilmemiz için çok sağlıklı bir iletişim ortamında bulunmamız gerekiyor. Diyelim, elindeki bir bardağı düşürüp kıran bir çocuğa, "ne kadar dikkatsizsin", "bu birtakım bardak kaç para biliyor musun" gibi yaklaşıyorsak, çocuk da kırdığını saklamaya başlıyor.

Çünkü kendi sıkıntımızı anlatıyor ama onunkini dinlemiyoruz. Ya da annesinin tasvip etmediği bir arkadaşıyla birlikte oluyor ama annesine söylemiyor. Böyle böyle de duvarlar örülüyor ve iletişim engelleri ortaya çıkmaya başlıyor. Oysa çocukların bu gibi, bir şeyleri sakladığı durumlarda birtakım beden dili jestleri vardır. Örneğin konuşurken ağzını kapatabilir, önüne bakabilir ya da gözünü annesinin gözünden kaçırabilir. Gerçekte yaptığını değil annesinin istediği bir şeyi söylerken tepkilerini kontrol etmek için anneyle bedensel ilişkiye girmemeye gayret eder çocuk.

Bu, çocuğun aslında ne yaptığını anlamak için güzel bir imkândır oysa bu durumu fark eden anne-babalar, "belli ki sen yanlış bir şey yaptın; gözümün içine bak da söyle" diyerek çocuğun üstüne gidiyorlar. Bu da çocuğu anne babasının gözlerinin içine baka başka doğru söylememeye teşvik ediyor. Böylece bir sosyal beden dili olarak, istemediğimiz şeyleri çocuklarımıza öğretiyoruz. Çocuk ondan sonra gözünüzün içine baka baka gerçeği kolaylıkla gizleyebiliyor.

Çünkü siz ona artık yanlış bir kalıp öğrettiniz. Sağlıklı ve birbirini doğru anlayan, birlikte daha doğruyu arayacak insanlar olmaktan çıkarttınız kendinizi ve onu.

Anne-babalar çocuklardan mesaj alırken ne tür hatalara düşüyorlar?

Hata şu gerçeği özümsememekten başlıyor; Çocuklar farklı ve bizim dışımızda bireyler. Ben doğurduğum için benim düşündüğüm gibi olmuyor. Mademki bizim çocuğumuz, öyleyse bizim düşündüğümüz gibi olsun dedikçe anne babayla çocuk arasındaki iletişim bozulmaya başlıyor. Anne ve babanın çocuğu kendi kafasındaki gibi görmekten kaçınması lazım.

Bu çocuk benim çocuğum ama benim kafamdaki kalıba uymayabilir çünkü o başka bir insan. Bunu derinden hissetmek ve kabul etmek lazım.

Biz çocuklardan saygı bekliyoruz ama onlara onlara aynı saygıyı gösteriyor muyuz? Göstermediğimiz zaman hatalı iletişim başlamış oluyor. Onların farklı birer varlık olduğu bilincinde olması anne ve babanın sağlıklı iletişime geçmesindeki en temel faktör. "Üşürsün giy" demek yerine "bana hava biraz serinledi gibi geliyor. Üşüdüğümü hissediyorum. Üzerime bir çeket alacağım. Sen nasıl hissediyorsun?" diyebilmeliyiz. Çünkü üşüme o an size ait bir yaşantı. Çocuğun bu tür yaşantıları kendi kendisine algılamaya ihtiyacı vardır. Anne-babalar bunu yapmadıkça bağımlı olan ama bağımsızlık özlemi içerisinde koşan bir nesil ortaya çıkarıyor. Çocuğun somut ilişkilere ihtiyaç duyduğunu anlamalıyız. Çünkü soyutlayabilme yeteneği insanın daha sonradan geliştirdiği, 10-11 yaşlarındaki dönemlerinde ortaya çıkan bir özellik. Oysa biz çocuklara iyi, kötü, ahlaklı, ahlaksız, saygılı, saygısız gibi şeyler söylüyoruz. Bu kavramları bizim anladığımız gibi anlamıyor çocuklar. Çocuklarla ilişki için gerçekten özen göstermek, öğrenmeye çalışmak zorundayız.

İletişimin temel özellikleri nelerdir?

İki insan arasındaki iletişimde ilk izlenim en önemli konudur. İki insan birbiriyle karşılaştıkları her anda ilişki yeniden başlar. Çocuğunuz akşam eve geldiğinde ilk izleniminizle ilk mesajı veriyorsunuz. " Çok yorgunum, öf" diye kapıyı açıyorsanız, başka bir şey; "hoş geldin" diye kapıyı açıyorsanız, başka bir şey başlıyor aranızda. Onun için ebeveyn çocuk ilişkilerinde de iletişimin en temel özelliğinin ilk izlenim, ilk an olduğunu unutmamamız gerekiyor.

İkinci önemli özellik, iletişimin iki kişiyle kurulduğudur. Anne-babalar çocukla konuşunca iletişim kurduklarını düşünüyorlar. Hâlbuki konuşma başka iletişim başkadır. Diyelim ki çocuğunuz legolarını çıkarttı, oyun oynuyor. Siz de ona kahvaltı hazırladınız. İçeriden "kahvaltın hazır, hadi gel" diye sesleniyorsunuz. Çocuğunuzla iletişim kurduğunuzu düşünüyorsunuz. Halbuki siz ona yalnızca seslendiniz. O legolarının dünyasında. Üç kere daha sesleniyorsunuz, dördüncüsünde kızıyorsunuz ama o sizin niye kızdığınızı hiç anlamıyor. Çünkü sizin ilk bağırmalarınızı hiç duymadı. İletişim karşınızdaki kişiyle birlikte ilerleyen bir süreçtir ve önce onun dünyasına girerek başlamanız gerekiyor. İletişim kişiye değil, kişiyle birlikte yapılır.

İletişimin bir başka özelliği de bir bütün olmasıdır. Yani sadece doğru kelimeler kullanılarak, ses tonunuzun ya da beden dilinizin doğru olmasıyla doğru iletişim kurulmuyor. Bunların üçünün bir arada ve içice uygun şekillerde kullanılıyor olması, sağılıklı iletişim için çok önemli.

Anne-babaların önemli bir bölümü de iletişimi bilgi vermek zannediyorlar. Çoğu kez ebeveynler en önemli rollerinin çocuğa hayatı öğretmek olduğunu düşünüyorlar. Oysa kimse kimseye hayatı öğretemiyor. Hayat yaşanılarak öğreniliyor. Çocuğumuza hayatla ilgili pek çok reçete yazabiliriz, ama bu reçetelerin hiçbiri doğru modeller olmamız kadar etkili olamaz. Elbette çocuğumuzu hayat karşısında bilgilendirmemiz gerekir ama iletişim kurmak başka bir şeydir. İletişim eşittir bilgi değil. İletişim eşittir duygu, düşünce ve davranış beraberliğidir. Yoksa televizyon ekranından konuşan herhangi bir kişi olursunuz çocuğunuzun gözünde.

İletişimde dinlemenin rolü nedir?

Elbette iletişimin çok önemli bir basamağını, dinleme oluşturur. Doğru dinleyemiyorsak, doğru konuşma şansımız yok. Biz hâlbuki iletişimi genellikle konuşma olarak düşünürüz. Dinleme alışkanlığı bizim kültürümüzde oldukça zayıf. Dinlemeye açık değiliz. Ülkemizde leb demeden leblebiyi anlamak bir fazilet gibi ortaya konulur. Hâlbuki leb demeden leblebinin anlaşılması aslında bir iletişim hatasıdır. Çünkü karşınızdaki insan belki başka bir şey diyecektir. Kendi zihnimizdeki kalıplarla karşımızdakileri algılamaya alıştığımızdan, dinleme becerimiz de ortadan kalkıyor. İletişimin konuşmaktan çok daha önemli bir bölümü dinlemedir. Çünkü dinleyerek anlayacağız. Anladıktan sonra anlatacağız. Anladığımız ve anlattığımız uyuşuyorsa da anlaşacağız. Yani çok kritik üç A'dan söz ediyoruz: Anlamak-Anlatmak-Anlaşmak. Anlaşmayı biz kendimizi anlatmak olarak anlıyoruz. Ama karşı taraf, çocuğumuz ne kadar anladı? Orada çok ciddi bir soru işareti var. Çocukları kendi zihnimizdeki gibi sanıyoruz. Çok süratli büyüdüklerini, süratle geliştiklerini, yeni arayışlar içersinde olduklarını, değişen bir yapıda olduklarını içimize sindirmemiz ve onlara gerçekten ulaşabilmemiz için çok iyi dinlememiz gerekiyor.

Dinleme hem düşünce, hem duygu düzeyinde önemlidir. Duyguları anlamak, hissetmek de bizim yabancı olduğumuz bir şey. Ancak karşımızdakiyle aynı şekilde hissediyorsak bir duygu beraberliğinden söz ediyoruz. Hâlbuki hiç öyle hissetmeyebiliriz. Örneğin, çocuğun eve geç gelmesi durumunda annenin yaşadığıyla babanın yaşadığı birbirinden çok farklı olabilir. Anne ve babanın birbirine empati kurabilmesi, duygularını anlayabilmesi için aynı duyguyu yaşamaları gerekmez. Sadece karşıdakinin nasıl yaşadığının farkında olmalarını ihtiyaç var. Baba bunu saygısızlık olarak kabul ederken anne çocuğun sağlığını dert ediyor olabilir. Anne ve babanın birbirini anlamaması durumunda ailede, çocuğun geç kalmasının dışında bir çatışma daha çıkar. Anne babayı çocuğunu hiç merak etmediği için, baba da anneyi çocuğu aşırı kollayarak saygısız tavırlarına sebep olduğu için eleştirir. Anne ve babanın birbirlerini anlamamaları yüzünden çıkan tartışmada çocuğun geç kalmasının bir kenara itildiği bile görülür. İletişimin amacına ulaşması, karşımızdaki insanı doğru dinlememiz, onun duygusunu doğru tanımamız ve düşüncesine saygı göstermemizle mümkün olabilir. Bunun da temelinde dinleme yatar.

Çocukların kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri için anne-babalar nasıl bir yaklaşım içinde olmalı?

Çocukların kendilerini daha iyi ortaya koymalarına imkân vermek anne ve babaya düşen önemli bir sorumluluktur. Fakat çocuklar kendilerini ifade etme konusunda farklı özelliklere sahip olabiliyorlar. Kimisi daha heyecanlı, çok daha önde olabiliyor, kimisi de çok daha geride, daha az konuşkan olabiliyor. Anne-babalar, "çocuklarınızla iletişim kurun, onların açılmalarına, kendilerini ortaya koymalarına yardımcı olun" mesajını onlara sürekli olarak "nasılsın, bugün ne yaptın, şimdi ne hissediyorsun" gibi sorular sormak olarak anlıyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü bu yaklaşımın da çocuğa uygun olarak ortaya konması gerekiyor. Bazı çocuklar böyle doğrudan doğruya kendilerine soru yöneltildiğinde, geçiştirip tamamen içlerine kapanabilirler. Onun için çocuktan gelen mesajı doğru değerlendirmek, ebeveynin çocuğunu açmasını yardımcı olacak en önemli konu. Diyelim, okuldaki bir arkadaşının bir sözünü nakletmiş, ancak siz yeterince önemsememişsinizdir; bir süre sonra " bugün okulda ne oldu" diye sorarsınız, o da "hiçbir şey diye" cevap verir. "Serviste ne yaptınız?" , "Orada da bir şey olmadı." Bir bakarsınız, konuşma hiç ilerleyemiyor; çünkü çocuğunuzdan gelen mesajı zamanında duyarlı olup değerlendirmemişsiniz.

Kendi duygu dünyamızın karışıklıklarıyla meşgulsek, diğer insanlara (çocuğumuza) kendimizi veremiyoruz. Galiba iletişimin en zor noktası bu. Biz kendi içimizde sükuneti ve rahatlığı yakalayamıyorsak, çocuklarımızı tanıma şansını da bulamıyoruz.

Mümkün olduğu kadar çocukların gündeme getirdiği konular üzerinde konuşmak önemli. Siz çocuğunuzun öğretmeniyle ilişkisini öğrenmeyi düşünürken o belki size topa nasıl vurulması gerektiğini ya da arkadaşının saçına taktığı bir tokayı anlatacaktır. Sizin için o toka hiç ilginç ya da önemli olmayabilir. Ancak çocuğunuz için önemlidir ve onun anlattıklarına yoğunlaşmazsanız, çocuğunuzu tanıyamazsınız. Onun konuşmaya girmeye hazır olduğu yeri kaçırırsanız, iletişim şansını kaybedersiniz. Çocuklarımızla iletişim kurmanın en temel noktası, onların bize vermek istedikleri mesajları zamanında fark edebilmek, hissedebilmek ve iletişimi o noktada geliştirmektir. Hâlbuki biz kendi kalıplarımıza onları sokmaya çalışıyoruz. Bir süre giriyorlar ama sonra onlar da vazgeçiyorlar.

İkili iletişim, odak iletişim, engelli iletişim gibi bir takım iletişim tanımları yapıyoruz. İkili iletişimin odak iletişime dönüşmesi ileri dönemlerinde yani anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkinin bozulmaya başladığı dönemlerde ortaya çıkıyor. Anne-babalar "seninle konuşacaklarımız var" diyerek karşılarına alıyor ve başlıyorlar anlatmaya. Ama bu bir odak ilişki, iletişim değil. Sadece çocuğa mesaj verici. Ondan anneye bir şey gelmiyor. Anne-baba onu dinlemiyor. Yani iletişimin "ileti" bölümü var, "şim" bölümü yok. İletiyor ama iletişemiyor.

Çatışma çıktığı anda ne yapılmalı?

Aile hayatında çatışma her zaman vardır. Buradaki en kritik nokta kriz anında krizin çözülmeyeceği bilincinin anne ve babada oluşması. Eğer bir kriz varsa duygular çok yüksek noktada demektir. Duyguların bu kadar tepe noktada olduğu bir anda o krizi sizin farklı görüş açılarıyla çözmeye çalışmanız, o krizi ancak büyütür. Kriz yaşanır, duygular yatışır ancak, ondan sonra sizin bilgi içerikli iletişiminiz çocuğunuz ve aileniz için faydalı olabilir. Kriz yaşanırken sormanız gereken en önemli soru: "burada durumun değişmesini asıl kim istiyordur. Bu soruyu doğru cevaplayamazsanız, iletişime de doğru başlayamazsınız. Çünkü o krizde yaşanan olayda, çocuk mevcut durumu değiştirmek istiyorsa dinlemeye, anlamaya dönük bir iletişim tekniği kullanacaksınızdır. Durumu değiştirmek isteyen sizseniz, kendinizi ifade etmeye yani anlatmaya dönük bir iletişim tekniği olacaktır. Bunun için kriz anı çok doğru çözümlenmesi gereken, belki de ebeveynlerin kendi davranışlarını en çok gözden geçirmeleri gereken andır. Çünkü kriz anında doğru tepkiyi vermezlerse birbirlerinden gittikçe uzaklaşacaktır insanlar, ama kriz anında doğru tepkiyi verebiliyorlarsa birlikte geçmişe bakmak ve ileriye doğru daha büyük bir adım atmak mümkün.

Krize yol açan olayı çok fazla dağıtmamak, genişletmemek de önemlidir. Diyelim ki çocuğun yaptığı bir hatalı davranışın üzerine konuşuyoruz. "Zaten sen dün de onu yapmıştın, arkadaşların da şöyle demişti, anneannen de senden memnun değil" gibi yaklaşımlarla konu o kadar genişler ki sizin o andaki konuşma konunuz ortadan kalkar. Sağlıklı iletişimin olmadığı ailelerde krizin büyümesi, başlangıç noktasının bile kaybedilmesi mümkün. Duygu ve düşüncelerimizi disipline etmek ve amacı gözden kaçırmamak kriz zamanlarında özellikle önemli.

Aile bireylerinin birbirlerine duygusal yatırımlarını çok güçlü yapmış olmaları da krizin çözümünde çok kolaylaştırıcı bir yol oynar. Birbirini seven, sayan ve sağlıklı iletişim kurabilen insanlar arasında sorunları çözmek daha kolaydır.

Eğer amaç aile bütünlüğünü ayakta tutmak, uyumlu ve doyumlu ilişkiler yaşamak, özgüvenli, sağlıklı, mutlu çocuklar yetiştirmek ise, bütün tutumlarımızı buna göre yönlendirmek durumundayız. Bu da ancak yetişkinlerin üstün gayretleri, zekâları, duygusal olgunlukları ile sağlanabilir
_________________
[center]"........
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye"[/center]


[center]http://osmanmobilya1970.spaces.live.com/
[/center]
[center]http://mobilyaosman.blogspot.com/[/center]

[center][/center]


En son TEKKE Osman tarafından Çrş Ksm 19, 2008 3:47 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
guldengencan



Kayıt: 13 Şub 2008
Mesajlar: 1230

MesajTarih: Çrş Ksm 19, 2008 3:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

bazen öyle birşey oluyor ki anne babalar hemen çocuğa çıkışıyorlar ve o çocuk daha çok asabi oluyor ve etrafına karşı her zaman zararlı oluyor güzellikle söylense çocuklar hiçbir zaman asi olmaz. Yeri geldiğinde anne babalar çocukları da dinlemli onlara söz hakkı vermeli çocuk düşüncesini ortaya koyduğu zaman sen sus sen konuşma denmemeli bizlerle böyle bir konuyu paylaştığın için çok sağol abi
_________________
SıcaK Bir GüLüşÜN DüşLeRimi SüsLüYen
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi Yahoo Messenger MSN Messenger
TEKKE Osman



Kayıt: 26 Ağu 2006
Mesajlar: 524

MesajTarih: Çrş Ksm 19, 2008 6:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Çoğu kez ebeveynler en önemli rollerinin çocuğa hayatı öğretmek olduğunu düşünüyorlar. Oysa kimse kimseye hayatı öğretemiyor. Hayat yaşanılarak öğreniliyor. Çocuğumuza hayatla ilgili pek çok reçete yazabiliriz, ama bu reçetelerin hiçbiri doğru modeller olmamız kadar etkili olamaz. Elbette çocuğumuzu hayat karşısında bilgilendirmemiz gerekir ama iletişim kurmak başka bir şeydir. İletişim eşittir bilgi değil. İletişim eşittir duygu, düşünce ve davranış beraberliğidir. Yoksa televizyon ekranından konuşan herhangi bir kişi oluruz çocuğumuzun gözünde.
_________________
[center]"........
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye"[/center]


[center]http://osmanmobilya1970.spaces.live.com/
[/center]
[center]http://mobilyaosman.blogspot.com/[/center]

[center][/center]
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
guldengencan



Kayıt: 13 Şub 2008
Mesajlar: 1230

MesajTarih: Prş Ksm 20, 2008 7:20 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

böyle konuları bu kadar hassasiyetle anlatan bi insan gerçekten çocuklarına karşı istenildiği gibi davranıyordur..(tabi varmı çocuğunuz bilmiyorum ama )olmasa bile çocuklar hakkında çok şeyler biliyorsunuz...
_________________
SıcaK Bir GüLüşÜN DüşLeRimi SüsLüYen
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi Yahoo Messenger MSN Messenger
TEKKE Osman



Kayıt: 26 Ağu 2006
Mesajlar: 524

MesajTarih: Prş Ksm 20, 2008 6:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Alıntı:
guldengencan yazdı:
böyle konuları bu kadar hassasiyetle anlatan bi insan gerçekten çocuklarına karşı istenildiği gibi davranıyordur..(tabi varmı çocuğunuz bilmiyorum ama )olmasa bile çocuklar hakkında çok şeyler biliyorsunuz...


Bendeki bu hassaaiyet böyle olması gerektiğine inandığım içindir. Şahsen yazılanları olabildiğince uygulamaya çalışsamda bu konu uzun vadeli sonuçları ile değerlndirilebilecek bir konu olduğundan, kendimle ilgili bir değerlendirme yapamayacağım. Zaten önemli olan bilimsel gerçeklerin kabul görüp görmeyeceği.....Benim düşüncelerimin pek bir önemi yok....
_________________
[center]"........
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye"[/center]


[center]http://osmanmobilya1970.spaces.live.com/
[/center]
[center]http://mobilyaosman.blogspot.com/[/center]

[center][/center]


En son TEKKE Osman tarafından Cum Mar 06, 2009 6:26 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
TEKKE Osman



Kayıt: 26 Ağu 2006
Mesajlar: 524

MesajTarih: Cum Mar 06, 2009 6:29 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Çocukların zekasını açacak 25 öneri

1. Onunla konuşun. Çocuklarınızla konuşmak ve onları dinlemek yapabileceğiniz en önemli iki şeydir. Kimse onunla konuşmazsa konuşmayı öğrenemez ve kimse onu dinlemezse beyni pratik yapamaz; dolayısıyla iletişim kurmayı beceremez. Konuşun, sizinle iletişim kurmaya yaşamının her döneminde ihtiyacı olacak! Araştırmalara göre, bebeğinizle konuşma şekliniz diğerlerinden farklıdır ve bebeğiniz de konuşmayı sizin sözlerinizden öğrenir. Beyin gelişimine sizin anne şefkati dolu sözleriniz faydalıdır.

2. Şarkılar söyleyin. Bebeğinizle şarkılar söyler, güler, şakalaşırsanız çocuklarınız daha erken konuşur.

3. Nesneleri anlatın. Ona bazı nesneleri isimlendirip tarif edin, diğer nesnelerle karşılaştırın, ne işe yaradıklarını açıklayın. Sizi pür dikkat dinlediğini fark edeceksiniz!

4. Arka plandan gelen sesleri kesin. Televizyon ya da radyonun sesi çok açıksa siz ve bebeğinizin dinleme ve konuşma eylemlerini engeller.

5. Çocuğunuz konuşurken bütün dikkatinizi ona verin. Sırtınızı dönmemeye çalışın, diz çöküp göz kontağı kurun.

6. Ona bir şeyler okuyun. Çocuğunuza bir şeyler okumak, dilini öğrenmesini sağlar, algılarını, dikkat genişliğini artırır. Bu yüzden kitapları hayatınızın bir parçası haline getirin, çocuğunuzu uyuturken mutlaka ona okuyun. Çocuğunuzun ilgisini çekmeye başladığında harflerin şekillerini göstererek okuyun, böylece bazı çocuklar okumayı 3 yaşından itibaren öğrenebilir.

7. Müzik çalın. Her ne kadar klasik müziğin çocuğunuza daha parlak bir zeka sağladığı ispatlanmadıysa da, müzik onun zihinsel ve duygusal gelişimini zenginleştirecektir. Bazı insanlar müzik ve matematik yeteneğinin birbirleriyle alakalı olduğuna inanır. Oysa çalışmalar, müzisyenlerin matematikte birçok insandan farklı ya da daha iyi olmadığını gösterir. Çocukların matematik yeteneğine sahip olmasında daha çok ailelerin kitaplar ve iletişimle sağladığı öğrenme cesareti önemli bir rol oynar.

8. Çocuğunuzu uyuturken ona şarkı söyleyin. Bu hem çocuğunuzun daha rahat uyumasını, hem de tekrar ile kelime hazinesini geliştirmesine yardımcı olur.

9. Müzik eşliğinde diğer şeyleri de öğretin. " 1- 2 -3 işte yıkıyoruz ellerimizi 4- 5- 6 şimdi diş fırçalama zamanı..." gibi melodiler çocuğunuzun konsantre olmasına ve kelimeleri hatırlamasına yardımcı olur.

10. Çocuğunuzun sevdiği müziği seçmesine izin verin. Ve davullar, ziller kullanarak gürültü patırtı çıkarmasına bir süre katlanın.

11. Bırakın boyasın. Çocuklarınızın boya kalemleri ve oyun hamurlarıyla vakit geçirmesine engel olmayın çünkü bunlar el becerilerini artırır ve sanatsal bir şekilde kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.

12. Mutlaka beğenilerinizi sunun. Yaptıklarına iltifat edin ve onları herkesin görebileceği bir duvara asın.

13. Sanatsal faaliyetler için malzemeler bulundurun. Yumurta kutularını atmayın, alışveriş paketlerini saklayın, tuvalet kağıtlarındaki ruloları da kesmek ve yapıştırmak için kullanın. Değişik kolajlar yapmak için parktaki yaprakları toplayabilir ve duvar kağıtlarının parçalarını çocuklarınız için saklayabilirsiniz.

14. Sayıları hayatınızın bir parçası haline getirin. Matematiği ne kadar erken öğrenirse, o kadar rahat eder ve kendine olan güveni artar. Merdiven basamaklarını saymak gibi ufak adımlarla başlayın.

15. Sayıları melodik bir şekilde öğretin. "Beşten sonra altı nerde kaldı kahvaltı, altıdan sonra yedi kedi ciğeri yedi" gibi.

16. Büyük küçük gibi niceliklerden bahsedin. "Masadaki tabakları sayabilir misin?" "Büyük olanı mı yoksa küçük olanı mı istersin?" gibi sorularla başlayabilirsiniz.

17. Oyuncaklar ve oyunlar yardımıyla sayıları öğretin. Buzdolabına yapıştırılan mıknatıslı sayılar, küvete atabileceğiniz köpükten yapılmış olanlar, sayılarla ilgili yapbozlar ya da Monopoly'nin çocuklar için olanlarından alın.

18. Bazı şeyleri parçalara bölerek sayıları öğretin. Yiyecekleri küçük parçalara ayırın ve o parçaları çocuğunuzla birlikte sayın.

19. Televizyonu asla bir bebek bakıcısı gibi kullanmayın. Çünkü o çocuklarınızla iletişim kurmakta sizin yerinize geçemez.

20. Aynı videoyu ya da DVD'yi sayısız kere izlemesi sizi endişelendirmesin. Tekrar etme çocuğunuz öğrenmesine yardım eder.

21. Gezin ve öğrenin. Bir parka, kütüphaneye ya da mağazaya yapılan gezilerde çok şey öğrenebilirsiniz.

22. Ara sıra aktivitelerinizi değiştirmeyi deneyin. Diğer çocuklarla oynamasını, onları ve ailelerini düzenli olarak görmesini sağlayın.

23. Bütün kamu imkanlarından yararlanın. Parklar, kütüphaneler, müzeler, sanat galerileri ve yüzme havuzları gibi yerlere çocuğunuzu götürerek sosyalleşmesini sağlarsınız.

24. Aynaları kullanın. Bebeğinizin yansımasını izleyerek vücudunu ve hareket kabiliyetini fark etmesini sağlayın.

25. Anne sütüyle besleyin. Bebeğiniz en az 6 aylık olana dek onu emzirin.


haber7.com


_________________
[center]"........
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye"[/center]


[center]http://osmanmobilya1970.spaces.live.com/
[/center]
[center]http://mobilyaosman.blogspot.com/[/center]

[center][/center]
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Önceki mesajları göster:   

Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Yeşilalan & Baltacılı Köyleri Forum Forum Ana Sayfa -> Sağlık Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)


 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group. Türkçe Çeviri: phpBB Türkiye
Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR