|
Huzuru Aramak
![]() 20 Ocak 2010 Çarşamba Saat 14:22
![]() İnsanın temel yanılgılarından biri, bu dünyada temelli kalacağını ve hep yaşayacağını sanmasıdır. Oysaki insan, bu dünyaya uğrayıp geçecek bir misafir gibidir. Sahipmiş gibi göründüğü şeyler, elinde hep emanettir. Evet, insan bu dünyada geçici olarak vardır. Emanetçidir. Ve asla mal sahibi değildir. Bilirsiniz Büyük şehirlerde emanetçiler vardır. Genellikle yabancılar, yolcular, yanlarında taşıyamayacakları eşyalarını, belli bir ücret karşılığı, belli bir zaman için, onlara bırakırlar. Sonra da, bıraktıkları sürenin ücretini ödeyip, emanete bıraktıkları mallarını geri alırlar. Emanetçi, belli bir ücret karşılığı, kendisine bırakılan malı muhafaza eder. Mal sahibi istediği anda da, teslim aldığı gibi, aynen geri verir. Dünyamız hayatımız da bir emanet değimlidir? Neden Ufak tefek şeyleri mesele yapıp hem kendimizi hem başkasını huzursuz ediyoruz? Neden huzurlu yaşamıyor ve yaşatmıyoruz? Aklımıza şu geliyor: Ya huzuru bilmiyoruz veya huzurlu olmak istemiyoruz. Huzurdan ne anlıyoruz? Huzur dediğin doğrudan doğruya manavdan domates alınır gibi gidip de Kalamış’tan alınacak bir meta değildir tabi. Huzur ve sekine, yer’den değil bizzat semadan indirilen bir mahiyete sahiptir. Çünkü yeri konuşturan, anlamlandıran, dönüştüren ya da karartan bizzat bizim ‘bakış’ ve ‘niyet’imiz değil midir? İçimizin sesi, kalbimizin rengi, zihnimizin revnakı mekanın yüzünde cilvelenmiyor mu? Mekana baktığımızda kendimize bakıyoruz. İşte tam da bundan dolayı içinin dizaynını ihmal etmek, ona gözünü yummak için cümle mekanı gezmek, sağa sola daim surette kaçmak, yer değiştirmekle huzur bulacağını sanmak yanılgıların en vahimidir. Yani insan ruhunun, kalbinin ve hayalinin dışında, zamanı ve tüm varlıkları içine alan bir kap gibi anlaşılacak bir mekandan bahsedemeyiz. Huzur ve zaman, insanda gömülüdür. Çünkü senin bulunduğun yer neresi olursa olsun huzur oradadır.İç ben dış benle barışıksa huzurun kaynağınasın inan. İnsanı kainattan çekip aldığınız zaman huzurda zaman da muallakta kalır, adeta varlığının köklerini kaybeder. Çünkü ancak insanladır ki huzur ve zaman, buhar gibi belli belirsiz bir halden katı, şekilli ve belirgin hale gelir. Tıpkı güneşin yedi renginin vitraydan geçerek belirginleşmesi gibi. İşte yaradılışın zaman ve huzur biçiminde tezahürü ‘insan vitrayı’ sayesinde olmaktadır desek yeridir. Düşündüm ki, kainatın incisi, Allah’ın gözdesi, Rabbin en güzel Şekilde yarattım dediği, Suret-i Rahman’a sahip insan, kalbi ayine-i Samed olan insan, şu alemde adeta bir Hz. Yusuf mesabesindedir. İnsana nispetle mekan ve zaman da Hz. Yusuf’a hediye edilen bir ayna konumundadır. İnsan bu aynaya baksın da kendi yüzünde tecelli eden Yaratıcısının suretini seyretsin, tefekkür etsin, temaşa etsin, teşekkür etsin. O aynada kendi mahiyetini fark etsin, mahiyetini genişletsin. “Hz. Yusuf’a verilecek en anlamlı hediye bir ayna olabilirdi. Baktıkça kendini görsün, kendini bilsin, kendinde yansıyanı görsün, Züleyha’ya ersin, Yakub’a varsın.” Yusuf kendini bulur bulmasına da, ya Kenan nicedir, nerededir? Asıl müşkül budur desem ne dersiniz? Huzur peşinde koşmayın , kaynağında ki huzuru bulup ortaya çıkarma peşinde koşun. Değerli Okurlarım: Sizlere huzurun şifresini hatırlatayım. Yeryüzünün En şereflisi sevgili Habibimiz (s.av) bizlere Şu hadisi Şerif’i bildirmedi mi? Sadece Şu hadisi şerifin bizlere öğütlediğini yaparsak değil ki içimizde Dünyaya huzur gelir dünyaya!
“Birbirinize karşı haset etmeyiniz. Birbirinizi alışverişte aldatmayınız. Birbirinize karşı kin beslemeyiniz. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birinizdiğerinizin alış-verişini bozmasın. Zira Müslüman Müslüman’ın kardeşidir; kardeşine zulmetmez. Onu yardımsız bırakmazona yalan söylemez. Onu küçümsemez. (...) Kişiye mümin kardeşini küçümsemesigünah olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi: Malıcanınamus ve şerefi Müslüman’a haram kılınmıştır.” (Müslim) Nice huzurlu Yıllara Celalettin AKÇADOGAN celalettinakcadogan@hotmail.com |