Osman KARACA
ares_ares6@hotmail.com
Hoşgörü ve Tahammül
30 Aralık 2009 Çarşamba Saat 23:16

Merhaba…

Değerli Büyüklerim, Merhaba Hemşerilerim, Merhaba Can Ciğer Dostlarım, Merhaba Sevgili Kardeşler, Herkese Merhaba…

Sizleri hasretle selamlarken, büyüklerime de saygılarımı iletirim. Bu vesile ile de aramızdan ayrılmış olanlara da tekrar gani gani rahmetler diler, ruhları şad olsun diyorum.

Biz insanlar, belli asgari müşterekler altında sözleşerek bir arada yaşamamız, farklı düşünce dünyalarına sahip olmamız yanında, beraber yaşama zorunluluklarımız da vardır.

Hoşgörü, müsamaha, tahammül, katlanma: İnsan olarak hepimizde en üst seviyede taşımamız gereken sıfatlardan bazıları olan bu kelimeler, başkalarını eylem ve yargılarında kendi görüşümüze aykırı düşen görüşlere sabırla, şartsız, müspet bir bakışla bakmak ve taraf olmadan katlanmak anlamına gelir.

Son dönemlerde daha da şiddetle ihtiyaç duyduğumuz bu kavramlar bizlere birbirimize karşı daha hoşgörülü ve birbirimize biraz daha fazla tahammül etmemizi sağlayacaktır. Çoğu zaman fikirlerimizi ortaya koyarken, tartıştığımızı zannederken kavga ediyor, birbirimizin açıklarını ortaya döküyor, kalp kırıyor hatta ve hatta birbirimizde onarımı güç kalıcı yaralar açıyoruz. Ortaya konan fikirleri eleştirdiğimizi zannederken de hakaret ediyoruz. Bunları önlemenin yolu birbirimizi anlamak, anlamaya çalışmak, farklılıklarımızı ve farklı fikirleri hoş görmek, birbirimize karşı kayıtsız tahammül etmektir.

Muhatabımızı kırmamak yerine onun ne demek istediğini anlamak, önce dinlemek, kendisi ile diyalog ortamına girerek, birbirimize hoşgörü ile yaklaşarak ancak birbirimizi anlayabiliriz.

Bunlarla ilgili birkaç atasözümüzü ve güzel sözlerimizi hatırlayalım;

Sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir.

Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.

Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur.

Dinlemekten akıl, söylemekten pişmanlık doğar.

Birbirimize anlayış ve hoşgörü gösteremeyişimizin nedenlerinden biri olan konuyu taraflara ileten aracılardır. Bu aracıları aleyhte kullanmak olayları yokuşa sürmekten başka bir şey değildir. Sağlıklı ve huzurlu toplumsal yaşam, ancak hoşgörü ve tahammül kültürünün insanlarımızın arasında tam olarak yerleşmesi ile mümkündür. Unutmamamız gerekir ki aramızda birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek, geleceğimizi şekillendirmek bizim insan olarak en temel vazifelerimiz arasındadır. Bunun yolu da önce kendimize saygıyı artırmalı, insani değerlerle birbirimize daima müspet bir şekilde bakmalı, birbirimizi hoş görerek birbirimize tahammül etmeği öğrenmeliyiz. Hoşgörüsüzlük kin ve nefreti körükler, kin nefret birçok kapıyı kapattığı gibi birçok olumsuz sebeplere ve sorunlara da yol açar.

Bazen insanlar kendi algıladığı düşünce ve inancıyla ötekini çarpık görüyor; Bu nedenle kendi gerçeklerini diğerine dikte etmeye veya ille de kendi anladığı gibi karşı tarafında anlamasını istiyor. Kimse kendi egosunun dışından bakamıyor olaylara, zayıflıklarını ve yanlışlarını fark Edemiyor, etmek de istemiyor. Kendini masaya yatırıp özeleştiri yapamıyor, yapmakta istemiyor. Dar alanda kendini sıkıştırarak iyi, kötü tanımlaması yapamıyor, yapmak da istemiyor. Kapalı bir alanda kendi dışımızdaki doğruları kabullenmeyip sağa sola saldırıyoruz. Toplum lehine olan söylemleri kafamıza yorumlayarak, çatışmacı bir anlayışla kendi dışımızdakilere karşı kullanmaya çalışıyoruz, niçin hoşgörülü olamıyoruz? Niçin birbirimizi anlamaya çalışmıyor, birbirimizi dinlemiyoruz? Niçin birbirimizi sevmemek için bu kadar kendimizi zorluyoruz? Şu iki muhteşem hadisi hatırlayalım; İman etmedikçe cennete gidemezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız. Bir diğer muhteşem hadis de; kalbinde zerre kadar kin olan kimse cennete giremez. Bunlar sanırsam bütün bu konuları özetlemeye yeter.  Sevgi ve hoşgörünün ne derece önemli olduğunu bizlere herhalde hatırlatır.

Bazen de benimki en doğru yol diyoruz çoğu zaman. Bu normalde benim ki tek doğru demek ne kadar yanlış. Hâlbuki doğru birdir. Her yerde de birdir. Kendimizde farkına varamadığımız, karakter zafiyetlerimizle konuşmalarımızda veya tavırlarımızda kendi kendimize problemler yaratarak işimizi zorlaştırıyoruz. Bu aramızda tartışma yapılmasın anlamı taşımaz tabi. Tartışmanın olmadığı, sorgulamanın yapılamadığı ortamlarda nasıl doğruları bulabiliriz. Yeter ki doğruları bulmak amacımız, konularsa aracımız olsun. Bir atasözüyle Kusurlarını yüzüne söyledikleri için düşmanlarını sev sözü ne de güzeldir. Her türlü sorun, karşılıklı anlama çabasıyla, ortak paydalar bularak açıklığa kavuşturulabilir. Farklı olan fikirlere karşı saygı göstermek, herkesin görevi olmalı. Hepimizin hem başkasından öğreneceği, hem de başkasına öğreteceği çok şeyler vardır. Kısacası farklılık bir zenginliktir. Bunu da daima böyle görmeliyiz. Gelen nesillerle ve çocuklarımıza da hoşgörüyü aşılayarak geleceğe güvenle bakmalarına yardımcı olmalıyız. Düştüğümüz hatalara veya sıkıntısını çektiğimiz şeylerin yeni nesiller tarafından yaşanmamasını sağlamalıyız.

Hadi: Hep birlikte ihtirasların olmadığı, sevginin egemen olduğu bir Dünya’da yaşayalım. Köyümüzü ve yeni neslimizi bu şekilde şekillendirelim. Birbirine saygı duyan, seven hoş gören bir ve birlik olma yolunda egolarını ve nefsini dizginleyen bir toplum yaratalım.

Sevgi, hoşgörü ve tahammül tohumları eken hemşerilerimize selam olsun. Selam olsun güzel nesil yetiştirene, selam olsun böyle yetişen nesillere.

Bu yazım aslında ilkyazımın konusu değildi, son zamanlardaki gündemler üzerine gördüğüm lüzum üzerine böyle bir yazıyla başlangıcı yapmak istedim. Sürç-i lisan ettiysek af ola…

Yeni yılımızın güzel duygularla geçmesini, sevgi ve hoşgörüyü içimize kadar benimsemesini, sağlık ve başarıların geldiği tüm toplumlara huzur ve mutluluk getirmesini dilerim.

Tekrar görüşmek dileği ile hoşça kalın…